Siirler Sanat Teorisi Ailesi Sizden Gelenler Senden Arta Kalan Zamanlarda
Şiir Başlığı: Senden Arta Kalan Zamanlarda

Senden Arta Kalan Zamanlarda

Şair: Erdal Ergüler • Eklenme Tarihi: 28.01.2011 • Görüntüleme: 2.279

Özet:
Ne bir pollyannaydım, ne de kendi tarihini inkar etmekten burnu uzamış pinokyo,

Kelimeler:
erdal ergüler

Senden Arta Kalan Zamanlarda

Bahçıvandım ve hep aklıma çiçek tüccarları gelirdi,
seni düşünürken sosyaldim sadece.
Oturduğum yerden derin nefes alma ihtiyacımdın,
yürek sıkışması,
Hücrelerime hayat taşıyordun, seninle doluydu her birimim.
Oksijen alıyordum, seni vermekten korkuyordum, patlayacak gibi oluyordu ciğerlerim,
seni alıp karbondioksit veriyordum.
En temiz çocukluk anılarımdın,
gözümün önününden film şeridi gibi geçen Avşa sahili,
kordon boyuydun.
Sabah saatlerindeki otobüs yolculuğuydun,uyku mahmurluğu,sisli dağlar,sabahın ilk sigara kokusu.
Havaalanıydın; kanamış bir kenti arkada bırakıp gitme ihtiyacı.
Seni yiyip, seni içiyordum,
her gün üzerime seni giyiyordum,
seni yazıyordu telefonum,
seni yazıyordu klavye tuşları ve bu aralar hiç bitmiyordu pilleri.
İçime atıyordum seni… Susuyordum.
Biraz dinginleş, durul; ayaklarım yere bassın istiyordum,
içimde her saniye daha çok büyüyen küçük bir bebektin,
bir anne karnındaki bebeğini ne kadar atabilirse o kadar atabilirdim seni,
içimde sana hayat taşıyan kabloları, bağları, damarları kesmek cinayetti, benim içinse intihar.
Korunmasız bir ilişkide kazayla gelen bebektin
ve ben bir anneydim; nereye koyacağımı şaşırıyordum seni; ne yapacağımı,
bir anne telaşıydın.

Binlerce insan arasındaki yalnızlığımdın,
yalnız başımayken milyonlarla olmam gibiydin. Seni düşünürken sosyaldim sadece.
Zengin minerallerle bezenmiş bir nehirdin sen, senden habersiz girer saatlerce yüzerdim,
yaralarım kapanırdı, yorgunluğumu atardım ve senin hiç haberin olmazdı bundan.
Bahçıvandım; sen bahçem, aklıma hep çiçek tüccarları gelirdi, korkardım.
Düşüncelerim, prensiplerimdin. Dışarıya döktükçe idam ilmiğine yakınlaşma katsayım artardı ve hiç korkmazdım sehpalardan, susarsam senin için susardım.
Güle güle ölüme gidişimdin sen, çaresiz bırakılmış halkımdın,
cellatların suratına tükürürken hisettiğim yürek yangınıydın.
Dünyanın çeşitli dilleri olur senin adına konuşurdum,
seni bu kadar düşünürken bana bölücü sıfatını yapıştırmandan hiç endişe etmezdim.

Cenneti başka dünyada aramazdım, burada bulmuştum cenneti ve onu başkalarının nasıl cehenneme çevirdiğini burada görmüştüm,
kafam hiç secdeye varmadı, yürekteydi ibadetlerimiz, günde beş vakit seviyordum seni, bazen ona, yirmiye çıkarıyordum.
Senden arta kalan zamanlarda sokak hayvanları öldürülüyordu pervasızca, ardından ibadetler ediliyordu,
senden arta kalan zamanlarda köprüaltlarında çocuklar donarak ölüyordu ve televizyonlar “süperiz elhamdülillah” diyordu;
Seviniyordum senden geriye pek bir şey artmamasına.

Ben bir iti göğsüme bastırıp evladım gibi severken, it hakaret olarak kullanıyordu Türkçe’de, İngilizce’de üçüncü tekillere atılmıştı, değersizdi.
Her dille, kültürle çakışıyordum, ne zaman içlerine girsem kafam duvardan duvara vuruyordu.
Sonra büyük uluslardan bahsediliyordu, büyük ırklardan; hiç kimse kendi takımının soysuzluğunu kabul etmiyordu, kendi hemoglobininde olmadık kimyasallar arıyorlardı,
taraftar cinayetleri işleniyordu ve utanmadan iti değersizleştiriyorlardı,
bit olmuş kan emiyorlardı ve bu asalaklarından uyduruk destansı hikayeler çıkarıyorlardı,
bir cariyeye tecavüzdüler, kadınlar efendilerin olsun diye köleyi hadım ederlerdi,
ve ardından övünürlerdi 600 yıllık; çöpe atsan çöpe yazık tarihle,
kafamı duvardan duvara vuruyorlardı yani
seviniyordum senden başka bir şey kalmamasına.
Ne bir pollyannaydım, ne de kendi tarihini inkar etmekten burnu uzamış pinokyo,
seviniyordum senden başka hiç bir şey kalmamasına.
Gövdemden sana bir kalkan yaratıyordum,
ben bahçıvandım, sen bahçem ve korkuyordum çiçek tüccarlarından zaman zaman.

Aylak bir heyecan değildi,saçlarının kızıllığında doğuyordu güneş
ve ardından giysilerinin siyahlığında batıyordu,
o aradaki zaman diliminde bize aitti her şey; bana değil.
Ben kapıcıydım ve kapatıyordum kalbimin bütün kapılarını bizden dışarıya.
Sense bir çocuk ürkekliğiydin,
emekleme devrelerinden sonra her şey sancılı geçmişti senin için,
dizindeki yaraları hiç kapanmayacak sanıyordun
ve ben doktordum elimde sargı beziyle bekliyordum.
Zamansa hiç olgunlaşmamıştı
ne zaman yemek hazır mı diye sorduysam hep “10 dakika sonra” diyen annem gibiydi zaman
ve sonu gelmezdi o 10 dakikaların,
şimdi de öyleydi; hazır mı diye sorduğumda kilometreler olduğu söylendi,
gülümsedim…
Dünya küçüktü büyük yürekler için; milimetrelerle ölçülüyordu.

Erdal ERGÜLER