. . .
Sanat Teorisi
  Ana sayfa >> Makaleler >> Makale ve Araştırmalar >> Makaleler >> Makale Oku

Makale Başlığı: Günümüz Resminde Çizginin Psikolojik Etkisi

Günümüz Resminde Çizginin Psikolojik Etkisi Yazdır Google+ twitter facebook

Yazar: Bilinmiyor • Eklenme Tarihi: 22.06.2008 20:50:10 • Görüntüleme: 11.827
Özet:
Irwin Edman'a göre: Resim sanatında doğrudan doğruya çizginin, bizde hem dokunma, hem de hareket duygusu uyandırdığı konusunda güvenilir kanıtlar vardır. Resme bakarken, alınan zevkin kaynağını ifade etmek üzere bazı estetikçiler, "Empati" terimini kullanıyorlar.
Kelimeler:
Günümüz, Resim, Çizgi, Psikolojik, Etki, Makaleler, sanat, Irwin Edman

Irwin Edman'a göre: Resim sanatında doğrudan doğruya çizginin, bizde hem dokunma, hem de hareket duygusu uyandırdığı konusunda güvenilir kanıtlar vardır. Resme bakarken, alınan zevkin kaynağını ifade etmek üzere bazı estetikçiler, "Empati" terimini kullanıyorlar. "Empati yada Einfuehlung", içten içe hareket eden ve gerilen vücudun, algılanan nesnelere kapılması demektir. Yalnız hayalimizle değil, gerçekten biz resimdeki çizgilerle beraber hareket ederiz, tuval üzerinde kesilen bir ritm, algılayışımızın ve içimizde gelişen hareketin akışını da keser. Akıcı ve kıvrak bir çizgi, vücudumuzdaki gerginliği azaltır.



Renkler gibi çizgilerinde kendilerine özgü etkileri vardır. Bir tablodaki kısımların simetrik dengesi eğri bir çizginin rahatça akışı, düz bir çizginin kesinliği, bunların hepsi sanat zevkimize bir şeyler katar. Belli çizgi çeşitlerinin, örneğin çetele gibi olanların, aralıklı çizgilerin, yumuşak yada dalgaları, daire gibi yada oval olanların, bunların hepsinin, müzikteki tiz ve pes notalar gibi, sıcak ve soğuk renklerle tonları gibi sinirler üzerinde bıraktıkları kendilerine özgü etkileri vardır. Müzikteki ritm gibi resimdeki çizgilerde, kendi başlarına bir çeşit müziktir. Gözleri incelikleri ayırabilen kimseler, bir çizgiyi gördükleri zaman o çizgi ile hareket ederler ve çizgilerin ritmik bileşimlerinden oluşan soyut biçimlere kendilerini kaptırırlar.



İslimyeli de; "Çizgiler fizik yapılarından doğan bir takım anlamlar bir takım duygular uyandırır, renkler gibi yaşar, kendilerine göre bir ruh taşırlar" der.[1]

Resimde çizginin karakteristik tipi, psişik etkileme yönünden büyük önem taşır. Örneğin; Düz çizgi bir biteviyelik verir. Bu etki ölçü ile de ilgilidir. Hatta hacim çağrışımı da yapabilir. Ayrıca çizgi kendi etrafında bükülerek bir takım dalgalı yüzeyler yaratabilir. Bütün bu hareketler gözü oyalar. Bu gidiş ritmik bir karakter aldığında çoğu kez göze hoş gelen bir uyuşum elde edilir.



Eğri karakterli bir çizginin kendisine özgü bir akıcılığı vardır. Buna karşın çizginin ani yön değiştirmeleri heyecan, hayret ve tereddüt uyandırır, kararsızlığı yaratır. Ayrıca resmin özelliği, konu tarafından belirlenir; Yatay çizgiler sükuneti, yukarı çıkan hatlar sevinci, aşağı inen çizgiler de kederi ifade ederler. Bütün bunların hislerimizin değişik oluşlarında payları vardır.[2]



Çizginin renkle beraberliğindeki psikolojik etki: Kompozisyon içinde çizgi, bir renge, açık koyu değerlere veya dokusal karaktere sahip olabilir. Çizginin etkileme gücü, rengin aksiyonu ile birleşince anlatım olanağı çok genişler. Renk çizginin diğer niteliklerini de değerlendirmeye, değiştirmeye yada yumuşatmaya yönelir. Örneğin; Şiddetli bir renkle birleştirilen bir kalın çizgi, çarpıcı etki yapar. Aynı çizgi, yumuşak bir renk ile birleştirildiğinde tam tersine etkisi azaları veya başka bir durum ortaya çıkar.



Başlangıcından Günümüze Resim



İlk insan yaşam mücadelesi verirken mağara duvarlarına resimler yaptı. Resim insanla doğdu, insanla gelişti. İnsan daha söz söylemeyi bile öğrenmeden korkularını, dileklerini resim yoluyla anlatıyordu. Bu resimler ya çizgi ve şema halindeydi yada gerçeğe daha yakın olarak, biçimlerin kenar çizgilerini, aralarını renklendirerek belirtiyordu.[3] Bazı resimler yalnız kazılmakla, bazıları kenarları siyahla çizilmekle, bazılarının içi siyahla doldurulmakla, bir kısmı ise üç renkli olarak yapılmıştı.[4] Sanatın çizgi ile başladığı ve formların çizgi ile ifade edildiği gözlenmektedir.[5]



Mısır sanatı, mağara resimlerine göre çok başkaydı. Artık insanlar değnek gibi çizgilerle gösterilmiyordu. İnsan bedeni, kenar çizgileriyle iyice belirleniyor, ayaklar ve baş yandan, gözler ve omuzlar önden gösteriliyordu. Figürler boşlukta yüzmüyorlardı. Ayak bastıkları toprak ince bir çizgiyle işaretleniyordu.



İ.Ö. 1600 'den sonra Girit resimleri, kendine özgü bir duvar resmidir, iki boyutludur, derinliği yoktur. Ayrıca, adeta minyatür gibi ayrıntılarına kadar işlenmiş freskler vardır.

Tabiat şartlarının doğurduğu bir sanat görüşü içinde Çin resmi şekillenir. O ülkede yalnız kış ve yaz mevsimi yaşanmakta idi. İş ve çalışma mevsimi yaz, uyuşukluk mevsimi olan kış. Tabiattaki bu ikilik Çinli'nin hayat felsefesinde ve ahlâk anlayışında da kendini gösterir. Yin ve Yang, iyilik ve kötülük Çin tarihi boyunca insan hayatına tesir etti. Tabiat manzaralarının katı gerçeği Çin resimlerinde yalnız kıvrımlarla dolu bir çizgi haline getirecek, madde ruha çevrilecek o ikilik, ifadeli bir ustalığa çevrilecekti. Çin yazısı, nasıl tabiattaki nesnelerin ve görünüşün çizgi şeması haline getirilmesi ise resimde öylece, Çin hayatının ve Çinlinin hayal gücünün kıvrımlarla ifadesi oldu.



Japon resminin de en önemli karakteri olan çizgi ve düzen açıklığıyla kesin ve kararlı bir işçilik göze çarpar.



Hint resminde çizgi, kişileri özel zorunlulukla biçimlendirir. Figür yumuşak ve zarif hareketler kazanır. Sanatçı eserinde kendini ortaya koymaktan çok, figürlerin resmedilme gereksinimlerinin hizmetine girer.[6]



Doğu'da Arapların süslemede, taassup derecesine vardıkları inançlarını, büyük bir keskinlik içinde ifade ettiklerini görüyoruz. Gerek arabeskleri ve gerekse mukarnasları, onların kendilerini geometrik kesinlik içinde ifade etmek istediklerini gösteriyor.Süslemeleri de bir çizgi oyununun, geometrik bir düzen içinde alınmasıdır. Bu mimari süslemelerinin, onları halılarına kadar, etkilediğini açık olarak biliyoruz. Arabesklerinde olsun, mukarnaslarında olsun, doğa motiflerine yer verilmemiştir. Hatta doğa motiflerine ima yoluyla bire işaret etmemiştir. Bu geometrik hat düzeni, heyecandan yoksun olup, amaçsız dolaşan çizgilerin kompozisyonudur.[7]



Yunan erken döneminde vazolarında insan figürü görülür. Kırmızı figürlü, vazoyu kaplayan siyah sırda boş yerler bırakılarak oluşturulmuştur. Böylece daha kesin dış çizgiler elde edilir. İ.Ö. 4.yüzyılda ise figüratif anlatımda derinlik görülmeye başlar.

Helen resimleri ise Girit tesiriyle daha ziyade gerçekçi, ama süslemeye yönelik bir tarzdaydı. Vazo resimleri, tabak çanak resimleri yaptılar çoğunlukla. Bunlar da kıvrak çizgili, az renkli düzende örnekler bıraktılar. [8]



Bizans resmi hemen hemen fresko tekniğiyle çalışılan eserler, yahut kitap resimleri, tezhip, minyatür ve duvar resimleridir. Resimlerde ince konturlar görülmektedir.

Resim bütün Ortaçağ'da bir süsleyici unsur olarak kalmıştır. Bu, resmin sadece iki boyutlu bir eser sayılması anlamına gelir. Gotik dönemde güzel çizgiye önem verilmesiyle daha da zenginleşen bu anlayış, tablo ve minyatürlerde dinsel konulardan din dışı ve şövalyelik konularına yönelmesine yol açar. Bu dönem resimlerinde çizgi karakteri, daima ortak özellikte, kitap resminin geleneğine bağlı olarak guaş tekniğiyle yapılıyordu.[9]



Rönesans öncesinde Giotto'nun doğalcı yaklaşımının etkisiyle çizim teknikleri değişti, model kitaplarındaki stilize dış çizgilerinin yerini doğadan yapılan çizimler aldı. Dış çizgiler içindeki biçimlere tarama yoluyla ışık, gölge etkisi verilerek üç boyutlu bir görünüm kazandırıldı. [10]

Rönesans resminin en önemli temsilcilerinden Boticelli Floransa primitiflerinden olup, genellikle alegorik yapıtlarıyla tanınmıştır. Sanatçının, konturlara ağırlık vererek oluşturduğu melankolik tesirler yapan figürleri yumuşak ve zarif bir çizgiselliğe sahiptir. Botiçelli'nin "İlkbahar" adlı tablosu açıkça süsleme unsurlarına değer verilerek yapılmış, kitle ve renk araştırmasından çok çizgi ritmine önem verilmiştir.



Sanatçının "Venüs'ün Doğuşu" adlı tablosu açıkça süsleme unsurlarına değer verilerek yapılmış, kitle ve renk araştırmasından çok çizgi ritmine önem verilmiştir. Sanatçının "Venüs'ün Doğuşu" adlı tablosundaki venüsü o denli güzel ki, boyunun doğal olmayan uzunluğunun sarkan omuzlarının, sol kolu vücuda bağlayan yöntemin farkına bile varmıyoruz. Veya şöyle diyebiliriz: Çizgi zarifliğini elde etmek için, Botiçelli'nin doğaya karşı bunca özgürce davranışı, çizginin uyumunu ve güzelliğini çoğaltıyor. İpşiroğlu'na göre: Venüs'teki çizgi arabesktir.



Alman sanatçı Albert Dürer çok büyük çizgi ustasıydı. Tahta üzerine oyduğu bütün işlerde en ağır işi gören çizgiydi, varını yoğunu çizgiye borçluydu. Gel gör ki yağlıboya bir portre veya manzara yapınca o canım çizgileri kapı dışarı ediyordu. Dürer de çizgiler yan yana gelerek leke kuruyordu. Çizgi tek başına Dürer'in yalnız gravürlerinde dönüp dolaşıyordu.

Michelangelo için desen çizmek demek, bütün Floransa okulunda olduğu gibi, kenar çizgileri, sınırları kuvvetle belirtilmiş heykelsi figürler çizmek demekti.[11] Sanatçının "Adem'in Yaratılışı" Freskosu bu kompozisyonda sanatçının, çizgisel desen anlayışıyla, inceden inceye kasların hareketlerinin hesaplandığı anatomi bilgisiyle yansıttığı plastik değerler, davranışların doğallığı, estetik değerleri göz önünde bulunduran ifade tarzı ve açık bir çizgisellik gösteren kompozisyon düzeni, görülmektedir.



Atak kenar çizgili, açık perspektif ve insan vücudunu güvenle tanıdığını gösteren her yapıt da İtalyan bir sanatçıya aittir diye bir öneri ileri sürersek, pek da yanılmış sayılmayız.[12]

Ingres, gerektiği zaman figürlerini deforme etmekten çekinmemiştir. Sanatçının desene çok önem verdiği figürlerinde konturların iyice belirgin olduğu ince bir arabeskin[13] ahenkle çizgileri değerlendirdiği görülür.



Hafif boya deseni ve konturları bozmaksızın kadın vücutlarını tatlı bir şekilde gölgelendirir. "Büyük Odalık", "Banyo" Ingres'in arı, ahenkli ve aynı zamanda güçlü stilin güzel örnekleridir. Bu eserlerdeki konturların, neo-klasik resim sanatçılarının eserlerindeki kuru, sert konturlarla hiçbir benzerliği yoktur. Türk Hamamı'nda iç içe girmiş figürler kıvrılan, bükülen, oynayan belirgin çizgiler meydana getirmektedir.



Fantastik resimleriyle tanınan Bosch sembol dilini kullanmıştır. Bosch'un resimleri minyatür özelliğindedir. Bosch, çizgi üslubu yönünden canlı, hoş bir grafik düzen yaratmıştır.[14]



Resimde Çizgi



Tarihsel gelişim sürece içerisinde hiçbir toplum, diğer toplumların etkisinden kurtulmuş sayamayız. Resim sanatı da bu sürecin içerisine girmektedir. Bu bağlamda Türk sanatının başlangıçta Batı sanatını etkilediğini, ancak 18. yüzyıldan itibaren Batı sanatının Türk sanatı üzerinde çok geniş boyutlu etkilerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Türk Sanatçıları Batı etkileşiminde resim yaparlarken genelde biçimsel olarak ele almaya çalıştıkları gözlenmiştir. Bu biçimi oluşturan unsurların: Renk, ışık-gölge, leke, armoni, ritm, fon, açık-orta-koyu, değer, mekân, çizgi vb. olduğunu ve özellikle çizginin çağdaş Türk Resim Sanatına önemli bir şekilde yansımış olabileceğini söyleyebiliriz.



Bu arada çağdaş Türk sanatında geleneksel yaklaşımları görürüz. Özellikle 1940'lardan sonra daha da yoğun olduğu söylenebilir. Çizgisel olan geleneksel sanatlarımız konu ve biçimsel olarak yansırken Türk resminin çizgisel yapısının da çağdaş Türk resim sanatına yansımış olabileceğini düşünmekteyiz.



Sanatçılar ve eserler konuya alınırken, çağdaş Türk resminin oluşumunda ve gelişiminde en çok ismi geçen çizgisel tarz çalışan sanatçılar ve eserler tercih edilmeye çalışılmıştır.

Konumuz çağdaş resmin oluşumunda ve gelişiminde önemli bir rol oynayan çizginin yeri ve önemi ile ilgilidir.



Çizgi yalın anlatımı ve eserin yapısını belirlemede en önemli öğe olduğu için, çizginin çağdaş Türk Resim Sanatındaki yerini belirlemek bu sürecin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilir.



Çağdaş Türk Resmi sürecinde Batı ve geleneksel etkileşim sonucu yeni bir sentezde çizginin ne kadar önemli olduğu konumuz açısından dikkate değer.

Yaptığımız araştırmalar sonucunda daha önce çağdaş resim sanatındaki çizginin araştırılmaması konumuzun önemini teşkil etmektedir.

Çağdaş resmin oluşumunda ve gelişiminde önemli bir yeri olan çizginin, etkileşimi, tarzları, kaynağı, kimler tarafından, hangi dönemlerde, nasıl verildiği geniş perspektifle araştırmak amaçlanmıştır.



Araştırmamız çağdaş resim sanatının başlangıcından günümüze kadar olan süreçteki çizgiyi irdelemekle sınırlandırılmıştır.



Heinrich Wölfflin, "Sanat Tarihinin Temel kavramları" adlı kitabında: Avrupa sanatının 16. ve 17. yüzyıldaki form gelişimini araştırır. Aynı kitapta Wölfflin'in çizgisellik konusundaki düşünceleri şöyledir: "16. yüzyılda ışık ve gölgenin önemli bir etken olarak ortaya çıkışı çizginin egemenliğinden hiçbir şeyi değiştirmez. Çizgesel bir görünüşe bağlı kalmak başka, bilinçli bir şekilde çizgiyi amaç edinip ona yönelerek çalışmak başkadır. Çizgiye karşı tamamıyla bağımsızlık, tam da çizginin karşıtı olan ışık ve gölgenin olgun bir hale gelmiş olduğu zamana rastlar. Çizgisel üslup karakterine geçiş nedeni, çizgilerin var olmaları değil, onların ifadelerindeki güç kendilerini izlemeleri için gözlere yaptıkları baskı idi" diyerek yazar. Aynı zamanda çizgiyi amaç edinen tarzı da çizgisel olarak kabul eder. Ancak çizgisel görünüşün, çizgisel tarzda olgun dönemi olduğunu açıklar.[15]



Bu açıdan bakıldığında Wöfflin'in kabul etmiş olduğu çizgiselliğin en olgun döneminde (Klasik dönem) çizginin varlığı söz konusu olmadığı için, konumuz çağdaş Türk resminde çizgiyi irdelemek olduğundan, Wölfflin'in çizgisel görünüşe bağlı üslubu konumuza dahil değildir. Konumuz çizgiyi amaç edinen çizgisellikle (çizgi) ile sınırlıdır.



Araştırmamızda kaynakların taranması, sanatçıların müzelerde ve koleksiyonculardaki eserleri, kataloglarındaki röprodüksiyonları, dergilerde yayınlanan desenlerinin incelenmesi, internette konu ile ilgili veriler toplanmış ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Analizler bölümünde bazı eserlere ulaşılamadığından ikinci kaynaktan yararlanılmış ve parantez içinde belirtilmiştir.



Çizginin Tanımı



Çeşitli alanlara göre çizginin tanımı şu şekildedir:

-Çizginin sözlük tanımına göre: Çizilerek yada çeşitli yollarla oluşmuş "iz", "çizi".

-Matematik: Bir noktanın yürütülmesiyle oluşan biçim. Çizginin yalnızca uzunluk boyutu vardır.

-Mecazi: Ben hayatımı yeniden ve bambaşka çizgiler üzerinde kuracağım.

-Film - Sinema: Bir konuyla ilgili olarak öykü kişilerinin hareketlerini belirtecek şekilde, art arda çizilmiş resimlerden oluşan sinema filmi. Çizgi resim, yalnız çizgilerle yapılmış resim.

-Çizgisel: Çizgi ile gösterilmiş.[16]

-Edebiyatta çizginin tanımı: Noktalama bakımından üç çeşit çizgi vardır. Kısa çizgi, uzun çizgi ve noktalı çizgi.[17]

-Balık bilim: Yanal çizgi, balıklarda ve çenesizlerde bulunan duyu organı.

-Ciltçilikte: Çizgi çekmek, cilt üzerine yaldızla çizgi çekmek.

-Doğramacılıkta: Çizgi çakısı, ağaca işaret yapmaya mahsus marangoz çakısı.

-Doku bilim: Bazı kemiklerin şurasında burasında görülen çok ince ve pek kalabalık çizgilere verilen ad.

-Güzel Sanatlarda: Kurşun kalem, mürekkep, kömür kalemleri veya herhangi bir araçla yapılmış gölgesiz resim. Resmedilen modelin yalnız dış ve iç hatlarının gösterilmesi.

-Müzikte: Üstüne nota yazılan yatay çizgi.

-Resimde: Eşyanın biçimini gösteren sınır. Kalem veya sivri bir şeyle yüzeyde meydana getirilen renkli veya oyuk iz. Çizgi resim, yalnız çizgilerle yapılmış resim.

-Spor: Çember çizgisi.

-Yazı: Genellikle yazı yazmaya yeni başlayanlara ilk çizdirilen düşey ve eğri çizgi.[18]

-El Sanatlarında: Çizgi işi, yazmacılıkta kullanılan bir renklendirme tekniği.

-Güzel Sanatlar: Çizgi resim, çizgi gravür, gölgeleri yada modelin girinti ve çıkıntılarını göstermeden biçimlerin yalnız dış biçimlerini belirten resim yada gravür.

-Güzel Sanatlar ve Süsleme Sanatlarında: Çizilmiş hat, çevrelerin çizimi. Bir sanatçıda yada bir yapıtta (renk öğesine karşılık) çizime ilişkin öğeler.

-Mimari ve Süsleme Sanatlarında: Çevre çizgisi, kalınca iki silme yada iki düzlem arasında geçiş işlevi gören dar silme.

-Okyanus Bilimi: Kıyı çizgisi.

-Teknik Resim: Ölçü çizgisi.[19]



Bedri Rahmi, çizgiyi şöyle ifade eder : "Çizgi deyince aklınıza ilk gelen ne ise onu kastediyorum. Bir saç teli, bir telgraf teli, adınızı yazarken kaleminizin ucundan çıkanı kastediyorum."



Tabiat ana, bize çırılçıplak kesin çizgiler vermiyor. Çınar yaprağının üstünde damarlar var, avucunuzun içinde de aynı damarlar var. Bunlar aslında birer çizgidir ama öylesine gizli saklıdırlar ki, çizgiden önce yaprağı, damardan önce avucu görürüz. Tarla boyunca uzayan telgraf telleri çizgidir.[20]



Sanat sözlüğünde çizginin tanımı: Bir yüzey sanatı öğesi olarak çizgi, uzunluğuna oranla kalınlığı çok az olan bir şerit anlamını taşır. Dolayısıyla, kalın bir fırçayla bir yüzey üzerine vurulacak uzun bir boya darbesi resim sanatında çizgi olarak değerlendirilebilir.[21]



Resim sanatını oluşturan unsurlar: Çizgi, renk, leke, ritm, armoni, ışık-gölge, açık-koyu-orta değer vb. dir. Bunlardan çizginin önemli bir unsur olduğunu söyleyebiliriz.



Sanat diline göre çizgi, bir basitleştirme, yerine göre sadeleştirme veya bir soyutlaştırma sonucudur. Doğada ancak biçimlere, yüzeylere rastlarız. Yüzeylerin bittiği yerler veya yüzeylerin birbirleriyle ilişkili olduğu kenarlar, çizgi etkisi yaparlar. Yani doğada tam anlamıyla çizgi yoktur. Oysa ki sanatta çizgi elemanını çok çeşitli yerlerde görmek olasıdır. Örneğin: Çizgi tekstür çalışmalarında yüzeyi yaratabilir, renk alanlarını sınırlar, kendi başına plan etkisi yapar, perspektiif oluşturur yada formlara dış kenar unsuru olarak kullanılır.



Çizginin Oluşumu: Birbirleriyle olan bağıntıları ve ilişkileriyle çoğalan gerilim noktalarının birleştirilmesinden çizgi doğar. Belirli aralıklarla dizilmiş, tek tek noktalara bağlanan çizgi, bir yeni görünüm yaratır. Henüz yüzey değildir bu. Fakat, yarattığı görüntü olarak çizgiden farklı bir şeydir. Çizgi yapılarıyla oluşturulmuş ve kapalı form meydana getirmiş bir yüzey parçası etkisi yapmaktadır. Kısaca diyebiliriz ki çizgi, grafik olarak hareket halindeki bir noktanın belirli bir yönde eğilimden doğar.



Çizgi, görsel bir anlatımda ilk anlatım unsurudur. Çizginin anlatım olanaklarından hem sübjektif, hem de objektif olarak faydalanmak mümkündür. Objektif olarak, ölçüm, teknik resim ve projelerde çizgilerden yararlanırız. Subjektif yöndeki anlatımlarda ise sınırsız imkanlara sahip oluruz. Çizgi ile türlü etkiler yaratabilir ve psişik durumlar oluşturabiliriz.

Çizgi düzenleme içinde tuttuğu yere, yapıta birlik getirmeye veya onu zedelemeye, yapıtı düzenlemeye yada var olan dengeyi bozmaya yarayabilir. Bir kompozisyonda, birlik veya beraberlik yönünden bakılınca çizginin birinci planda rolü olduğu ortaya çıkar. Çizgi niteliklerinin tek düze oluşu ve kompozisyon içinde tekrarı bütünde birliğe doğru götürür bizi.



Resmin her çağda ve her bölgede ortak olan öğeleri, "çizgi ve renk"tir. Çizgi, yüzey üzerinde nesnenin ilk dış sınırlandırma eylemi olduğu için renkten de önce gelir. Resmin salt çizgilendirme isteğinden doğduğu ifade edilmiştir. Nitekim tarih öncesi insanın resim dünyasında da, ilkel insanda da, çocukta da, çizgi bu temel eğilimi belirler ve resmin diliyle ifadenin ana aracı olur.



Çizgisel yeteneğin güçlü oluşu resim yüzeyindeki ritmik hareket ve kıpırtıyı sağlayabilir. Çizgisel başarı bazen derin bir haz uyandıran meşk özelliğine kadar varır. Çizgiye büyük bir kıvraklık ve akıcılık kazandırmak yolunda her sanat bölgesi kendi eğilimlerine uygun yöntemler kullanır.



Çizgisel yeteneğin bir başka gücü de, kütleyi gerektiği gibi ortaya koyabilmesidir. Çizginin, tekdüzeliğinden sıyrılarak ince, kalın, bas ve tiz duyarlılıklara erişmesi, yerinde köşelere, yerinde yuvarlaklar meydana getirerek etkinleşmesini görebiliriz.[22]

Estetik gerçeğe renkler ve çizgilerle erişilir. Bir ressamın renklerle çizgileri şu yada bu biçimde düzenlenmesi, resme canlılık, derinlik ve güzellik kazandıracağı sürece değer taşır.



Renk bir çeşit plastik uyum sağlar ve göze hitap eden bir hava yaratır. Bir tabloda nesnelere, belli bir ışık ve gölgeye bürünerek belirli bir havanın öğeleri haline gelirler. Bir bakıma renk resim için bir yüktür. Çünkü nesneler çizgilerle canlandırılır ve resim çizgilerden oluşur. Renk, sağladığı yoğunluk, canlılık ve derinlikle görme olayını zenginleştirir. Fakat göz, gözüken bir sentez yapar; bu sentez, çizgilerin verdiği şekil olanakları içinde gerçekleşir.



Desen denilince akla çizgi gelir. En ufak bir renk kaygısına girmeden yapılan resimlere desen denir. Çizgi, desenin temeli, bel kemiğidir. Ne kadar kötü olursa olsun, renkli bir resim daima yalnız çizgi ile yapılmış bir resimden çok daha doğaya yakın duygusu verir. Çünkü doğada renk vardır, fakat çizgi yoktur. Çizgi yazı ile bizim bulduğumuz bir biçimdir. Bu yüzden yalnız çizgi ile yapılmış bir desen, renkli bir resmin yanında boyuna soyut kalmak gereğindedir.



Çizgi sanatçının çatıyı kurmak için kullandığı ilk ve en özlü öğedir. Yalnız çizgi ile yapılan bir resimde göz, sanatçının bütün becerilerini çırılçıplak bir durumda görebilir.

Düzeltilmesi en kolay olduğu için bir bakışta göz kıvrımlarını sunduğu için desene her zaman çizgi ile başlanır. Konusunu, yalnız çapını, renk oyunlarına düşmeden hareketlerini, oranlarını inceleyen bir ressam için en iyi yol çizimdir. Çizgi, desen için en keskin silah olduğu halde sanatçı doğayı onunla incelemek zorunda değildir. Bir desen yalnız çizgilerin göze güzel gözükmesi sayesinde kendisini savunabilir.



Desen bilgisinin bel kemiğini kuran çizgi tek başına buyruk bir tat, bir lezzet, bir cevherdir. Çizgi hiçbir lekeden medet ummadan hiçbir renkten yardım beklemeden tek başına yaşayabilme gücüne sahiptir.



Eski ve yeni ressamların eserlerini, kimi modern sanat akımlarını inceleyince geometrinin desen ile çizgi sanatı ile ne denli sıkıca bağlı olduğunu görürüz.



Resim sanatında çizgi perspektifinden bahsedilir. Bunu şu şekilde izah edebiliriz. Genellikle resimde iki perspektif yöntem uygulanır. Çizgi ve hava perspektifi. Çizgi perspektifinin aslı, ufuk çizgisine doğru uzanan yatık paraleller meydana getirmektir. Söz gelişi, bir tren yolunun iki rayı ufuk çizgisinde daralıp tek nokta haline gelir. Çizgi perspektifin bir başka yönü de eşyaların ölçüleriyle ilgili oluşudur. Öndeki nesnenin, arkadaki nesneden daha büyük görünmesi gibi.[23]



Sezer Tansuğ, bu konuda şöyle demektedir: Çizginin perspektif bir derinlik amacıyla birleşmesi başka bir yöneliş, çizginin bir yüzey nakışı olarak ele alınması başka bir yöneliştir. Demek ki çizgi perspektifi çizgi ile alakalı değildir.[24]



Çizgiselliğin sözlük anlamı, resim ve teknik resimde: Çizgisel resim bir resmin bir cismin çeşitli değerlerini betimlemeden yalnız çevre çizgisini gösteren resim.[25]



Sanat sözlüğünde çizgiselliğin tanımı: Çizgisellik; bir yüzey üzerinde bir çizgi gibi yada düzenlenmiş betileri veya öğeleri niteler. İnce kontur çizgileriyle oluşturulmuş betileri ve bu tür betileri içeren resimsel yapıtları niteler.



Wölfflin çizgisel üslup araştırmasında; 16. yüzyıl Rönesans döneminin çizgisel üslubunun 17. yüzyıl Barok gölgesel üsluba geçiş sürecini araştırmış ve 16. yüzyıl ışık ve gölgenin önemli bir etken olarak ortaya çıkışı çizginin egemenliğinden hiçbir şeyi değiştirmez şüphesiz ilkellerde çizgiseldir, ama şöyle söyleyebilirim: Onlar gerçi çizgiyi kullanmışlardı, ama onu tam olarak kullanmamışlar, ondan yeteri kadar faydalanmamışlardı. Çizgisel bir görünüşe bağlı kalmak başka, bilinçli bir şekilde çizgiyi amaç edinip ona yönelerek çalışmak başkadır. Çizgiye karşı tamamıyla bağımsızlık, tam da çizginin karşıtı olan ışık ve gölgenin olgun bir hale gelmiş olduğu zamana rastlar. Çizgisel üslup hareketlerine geçişin nedeni, çizgilerin var olmaları değil, onların ifadelerindeki güç, kendilerini izlemeleri için gözlere yaptıkları baskı idi, diyerek 16. yüzyıl klasiklerini de çizgisel olarak görür. Ayrıca daha önceki çizgisel tarzı da kabul eder.



Bedri Rahmi Eyüboğlu'na göre: Başlangıcın günümüze kadar çizgiyi kovalayanlar şu önemli olaya parmak basarlar. Resim sanatının doğuşundan günümüze çizgi kesin olarak yaşıyor ama orada bir yerde çizgi resim sanatından kovulmuş hem de ne zaman kovulsa beğenirsiniz, Rönesans'ta. Öyle bir zamanda kovmuşlar ki çizgiyi, resim sanatı en cömert, en ileri insan zekasını doyuracak güçte bir sanat olduğunu ispatladığı zaman.



Rönesans ustalarının bir numaralı amacı tabiata mümkün olduğu kadar sadık kalmaktı. Tabiatta telgraf teli gibi masanın bittiğini ilan eden sınır çizgisi gibi elle tutulur gözle görülür kesin çizgiler yoktur.



Fotoğrafın icadından sonra çizgi mağara devrindeki gücüne kavuştu. İnsan zekası çizgiyi fotoğrafın icadına borçlu değil, ama çizgi resim sanatındaki eski yerine kavuşmakta fotoğrafa çok şey borçlu diyerek Rönesans dönemindeki çizgisel üslupta çizginin olmadığını savunur. 



Dipnotlar:

[1] İSLİMYELİ, Nüshet, Türk Resim Sanatında Desenler, Ankara, 1977.

[2] TURANİ, Adnan, Dünya Sanat Tarihi, İstanbul, 1997, s. 629.

[3] GÜVEMLİ, Zahir, Resim Sanatı ve Türk Resmi, İstanbul, 1987, s. 6

[4] GÜVEMLİ, Zahir, Sanat Tarihi, İstanbul 1982, s. 16.

[5] TURANİ, a. g. e., s. 28.

[6] TANSUĞ Sezer, Resim Sanatının Tarihi, İstanbul, 1992, s. 107-119.

[7] TURANİ, a.g.e., s. 322.

[8] GÜVEMLİ Zahir, Resim Sanatı ve Türk Resmi, İstanbul, 1987.s. 8.

[9] TURANİ, a.g.e., s. 249.

[10] ANA BRİTANİCA, c. 6., S. 491.

[11] GÜVEMLİ, Zahir, a.g.e., s. 82.

[12] GOMBRİCH, Sanatın Öyküsü, s. 178.

[13] TURANİ, Arabesk konusunda şöyle demektedir: "Arabeskler, vücut çizgileriyle sağlanan eğrilerdir."

[14] TANSUĞ Sezer, a.g.e., s. 215.

[15] Heinrich Wölfflin, Sanat Tarihinin Temel Kavramları (Çev: Hayrullah Örs), İstanbul, 1985. s.44.

[16] CANPOLAT, Mustafa, Türkçe Sözlük, Cilt: 1, Türk Dil Kurumu yayınları, Ankara, 1983, s. 253.

[17] KARAALİOĞLU, S. Kemal, Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü, İstanbul, s. 150.

[18] MEYDAN LAROUSSE, Büyük Lügat Ansiklopedisi, (Çev: Safa Kılıçoğlu, nezihe Araz ve Hakkı Devrim), Cilt: 3, İstanbul, 1981, s. 279-280.

[19] BÜYÜK LAROUSSE, Sözlük Ansiklopedisi, (Çev: Adnan Berk), Cilt: 6, İstanbul, 1991. s. 2752-2759.

[20] EYÜBOĞLU, Bedri Rahmi, Resme Başlarken, Ankara, 1986, s. 386.

[21] SÖZEN, Metin - TANYELİ, Uğur, Sanat Kavram ve Terimler Sözlüğü, İstanbul, 1986, s. 61.

[22] TANSUĞ, Sezer, Resim Sanatının Tarihi, İstanbul, 1992, s. 12.

[23] TANSUĞ, Resim Sanatının Tarihi, s. 9.

[24] TANSUĞ, Sanatın Görsel Dili, İstanbul, l 1988, s. 47.

[25] BÜYÜK LAROUSSE, Cilt: 6, s. 2759.


Makale Detaylar
Gönderen: webmaster
Derecelendirme: 0000000000 0%
Yazar İletişim: Bilinmiyor

Sadece üyeler yorum yazabilir. Üye olmak için tıklayın.

Ana sayfa | Makaleler

Aç

Haftanın Yazısı: CIA’nin Kültürel Silahı: Çağdaş Sanat

EN İYİ MAKALELERrss

Makaleler bölümündeki en iyi 5 içerik.
Eser Analiz Yöntemleri
Sanat olgusunun varlığını kavramanın en doğru yolu, sanat eserini çözümlemekte yatmaktadır. Bu konuya karşı XX.yüzyıl başlarında ilgi uyanmaya başlamış ve 1915 yılında Heinrich Wölfflin ve sonrasında Erwin Panofsky ...
Türk Resminde Kurtuluş Savaşı Teması
Sanatın toplumsal yapılara, bağlı gelişmesiyle, sanatçının yaratımını politik, ekonomik, kültürel şartlara uyumlu bir tavırla gerçekleştirmesi özdeştir. Bu arada tarihî sürecin hiçbir döneminde varlığı inkâr edileme...
Sokrates ve Felsefesi
M.Ö. 469-399 yılları arasında yaşamış olan ünlü Yunanlı düşünür. Platon’un hocası olan Sokrates, yazılı hiçbir şey bırakmamış, tüm zamanını özellikle gençlerle felsefe tartışarak geçirmiştir. Görüşleri, tartışmaları...
Barok Dönem Cenovalı Ressamlar
İtalya’nın kuzey batısında, liman kenti olan Cenova (İ.Ö.218) Romalılar döneminden itibaren önemli bir merkez olarak tarih içinde yer almıştır. Cenova aynı zamanda İtalya’nın Orta Avrupa’ya açılan kapısı durumundadı...
Altın Oran
“Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir?” diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastla...

SON 5 MAKALE  rss

CIA’nin Kültürel Silahı: Çağdaş Sanat
Soyut dışavurumcular, 1940’ların sonlarında ortaya çıktılar ve New York’u sanat dünyasının merkezi olarak kabul ettirdiler. Ancak kimileri onların, Soğuk Savaş Dönemi’nde Amerikan casuslarının piyonları olduklarını ...
Renk Teorisine Tarihsel Bir Bakış
Tarih boyunca uygarlıklar, renk teorilerini etraflarındaki dünyayı tanımlamak ve renkleri nasıl gördüğümüzü anlamak için geliştirmişlerdir. Ancak, ilk kez Aristoteles’in fikirleri renk teorisyenleri arasında daha ço...
Batılı Sanatçıların Çallı Kuşağı’na Etkileri
Çallı Kuşağı, bilinen bir diğer adıyla 1914 Kuşağı; Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde sanat hayatına atılan sanatçılardan oluşur. Bu sanatçılar yıkılan bir imparatorluğun ardından her anlamda yeniden inşa e...
Adorno, Debord ve Baudrillard’da Kültür ve Sanat
Theodor Adorno, kültür endüstrisi düşüncesinde sanatı ‘sığınak’ olarak görmüş, sanatın kitle kültürünün etkilerini azaltma ve onun işleyişinin dışında kalması gerektiğini önermiştir. Guy Debord, “gösteri toplumu” dü...

Navigasyon

Galeri
Üye/Ziyater
  • . Aktif üye sayısı (0)
  • . Aktif ziyaretçiler (2)
  • . Kayıtlı üye sayısı (1122)
  • . Yeni Üyelik
Açılış sayfası yap Sayfa basina git