. . .
Sanat Teorisi
  Ana sayfa >> Makaleler >> Makale ve Araştırmalar >> Köşe Yazıları >> Makale Oku

Makale Başlığı: Sanat Eğitimini Sevmek

Sanat Eğitimini Sevmek Yazdır twitter facebook

Yazar: Levent Çalıkoğlu • Eklenme Tarihi: 05.02.2014 01:53:40 • Görüntüleme: 1.384
Özet:
Okunması ve üzerine düşünülmesi gereken o kadar çok kitap ve yapıt var ki, dersin bir ucuna bunları ekleyiveririm. Sanatta takıntının iyi bir alışkanlık olduğuna, dört yıl boyunca bir dergi, gazete, sanatçı veya olayı incelerlerse, sonuçta söz sahibi olacakları bir konu edinebileceklerine onları ikna etmeye çalışırım.
Kelimeler:
Sanat, Eğitim, öğretmen, öğrenci, öğretmenler günü, sanat eğitimi, sanatçı yetiştirmek

Kanımca spotta sözü edilen kişinin ciddiye alınması için, iyi bilinen birkaç sorundan söz etmesi gerekir: Sanatın da eğitimle işleyen bir bilgi paylaşımı olduğunu anlatmalı. Bu paylaşımın düz liseden gelen bir öğrenciye dört yıllık bir süreçte aktarılamayacağının altını çizmeli. Eğer aktarılacaksa tüm diğer devlet okullarında olduğu gibi yeterli teçhizat ve donanımın bulunmamasından dolayı, bu işin eksik kalacağı yönünde sitemde bulunmalı. Ardından, bir takım temel kriterler baki kalsa da, geleneksel anlayıştaki sanat eğitimi disiplinin artık çoktan tarih olduğunu ama bu tarih olmanın sadece bugünün gerçekleri yüzünden değil, zaten istenmediği için silinip gittiğini söylemeli. Sanat eğitiminin belkemiğini oluşturan ustaçırak ilişkisinin ve bu sayede kazanılan deneyimin bittiğini, onun yerine kredi sistemine mahkûm öğrencinin sadece ders geçmek için sınavlara girmesinin ne kadar eksik ve yanlış olduğunu da anlatmalı. Ayrıca sanatın bir meslek olmadığını, sadece bir bilinç durumuna işaret ettiğini ve farklı yeteneklerde farklı türde karşılıklar bulduğunu, fakat bu gerçeği ne velilerin ne de devlet kademesindeki yöneticilerin anladığını eklemeli sözlerine. Bugün sanatın, reklam, pazarlama ve uluslararası ilişkilere endekslendiğine, bu üç faktörün eserin isminden sunumuna kadar etkili olduğuna dikkat çekmeli. Dolayısıyla eğitimin hem işbirliği yapmak hem de savaşmak zorunda kaldığı bambaşka sorunsallar olduğunu hatırlatmalı. Belki de son olarak, sanat fakültelerinden mezun sayısız gencin bir umutsuzluk yaşadığını, kimisinin kendisini ispatlamak için çaresizlikle çirkin polemiklere girdiğini üzüntüyle izlediğini eklemeli.

Neden ders vermek?

 Bu kamusal dertlerden söz etmek, yazan kişinin bilinçli ama toy bir hoca olduğunu gösterir. Bense bu sorunlarla nasıl başa çıkmaya çalıştığım' örneklendirerek ideal bir eğitmenin ne kadar cefakar ve yürekli olduğunu kanıtlamaya çalışmayacağım. Yaklaşık on yıllık sanat hocalığım sırasında, bu sorunlarla başarı arasında sadece ufak bir aralığın olduğunu çoktan fark ettim. Nakdi olarak hayatımı sürdürmek ve dört duvar arasında kısırlaşmamak için başka uzmanlıklar geliştirmem gerektiğini de anladım. Aslına bakılırsa diğer işlerden edindiğim bilgi, deneyim ve geliri derslerime aktardım. Bu deneyimler hem fazlasıyla kişisel hem de sanat tarihi eğitimi alıp da sanat eleştirisi ve küratörlük yapan kişi sayısı parmakla işaret edilecek kadar da az olduğu için, spesifik. Bu nedenle yukarıda örneklendirdiğim sorunların genişleyen boyutlarını enine boyuna tartışmak yerine, bir sanat kurumunda ders vermeyi niye çok sevdiğimi anlatmak bana daha doğru geliyor.
Yaklaşık bir buçuk ay önce yeni kurulacak olan bir müzenin sanat direktörlüğü teklif edildiğinde ileri sürdü'ğüm ilk şart, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi'ndeki derslerimi sürdürebilmem için gerekli iznin verilmesi olmuştu. Düşünülmesi gereken onca yönetimsel karar ve kişisel olarak güvence altına alınması gereken o kadar madde olmasına rağmen ben, derslerden ve ders vermeyi ne kadar çok sevdiğimden söz etmeye başlamıştım. Küratörlük yapan pek çok kişinin rüyasını süsleyen bir teklife, ders günü ve saat programıyla cevap veriyordum. Akşam, günün muhasebesini yaparken niye takıntı!' şekilde ders verme işini tekrar ettiğimi düşündüm. Daha ne olsun, bunca tartışmadan sonra Türkiye'de ilk kez açılacak olan bir müzenin sanat direktörü olacaktım. Bugünün sosyal şartları yanında iyi bir gelir ve iyi bir sosyal konum beni bekliyordu. Bense üniversite, ders, öğrenci, sanat eğitimi gibi görünüşte alakasız şeylerden söz ediyordum. Sanırım iki şey vardı beni bu kelimeleri tekrara iten. Ilki ders verdiğim bölümün meşruiyetiyle ilgiliydi. Yaklaşık üç yıldır Sanat Yönetimi programının bir hocasıyım. Bu program, Türkiye için henüz çok yeni. Fakat sanat ve kültür faaliyetleri ne kadar daralırsa daralsın, sanat yönetimi, açılacak yeni müze ve kültür kurumları aracılığıyla önümüzdeki on yılın en gözde mesleklerinden biri olacak. Benim müzedeki varlığım okuldan yetişen genç sanat yöneticileri için bir çıkış yolu ve iş sahası yaratabilirdi. Gerçi şu ana kadar bana teklifte bulunan kurumun bir başka birimi için, Sanat Yönetimi bölümü iyi bir eğitim programı geliştirmiş ve hepimizin kağıt üzerinde okuduğu bilgiyi dünyaya indirmişti ama dahası da yapılabilirdi. Yetişmiş, sanat eğitimini disiplinler arası bir yaklaşımla okumuş kadrolarla müze kurmak gerçekten ideal bir sonuçmuş gibi göründü gözüme. Personelini, sanat formasyonu almamış kişiler arasından seçen kültür merkezlerinin yanında belki de ilk defa aynı dili konuşabileceğiniz bir yapılanma gerçekleştirilebilirdi.

Kafa karışıklığı iyidir.

Ders vermekte ısrar etmemin ikinci nedeni fazlasıyla kişisel. Ders dışında genellikle yüzü asık hocalar takımından sayılabilirim. Merhabalaşır, öğrencinin dertlerini dinler ama çok fazla konuşan bilmiş kişi olarak da etrafta dolanmam. Hatta çoğunlukla konuşmaktan sıkılırım. Oysa derslerde kesintisiz bir şekilde saatlerce konuşuyorum. Bu niyeyse beni mutlu ediyor. Anlattığım ve okuduğum şeyler işaret edici ama tarafsızdır. Sanatın tek bir göz ve bakış agslyla algılanamayacağını, zıtlıkların ve karşılaştırmaların vazgeçilmez olduğunu göstermeye çalışırım. Bu kadar çok kuram, sanat tarihi ve görsel bilgi arasında dolanmanın müthiş bir kafa karışıklığı yaratmasını isterim. Kafa karışıklığı iyidir, çünkü öğrencinin yolunu bulmasında kısmen açık kapılar yaratır ve dört yıl boyunca öğrencinin kendi yolunu bulması için çabalamasını sağlar. Çoğunlukla anlattıklarımın çürütülebileceğini savlarım. Sanatla uğraşan kişinin ezik bir mahcubiyetle değil, bilinçli bir aklı başındalıkla özür dilemek zorunda kaldığını ya da kalacağını hatırlatırım. Sanatın tarihini okumanın tek bir yolu olmadığını, aynı dersi başka bir hocanın bambaşka bir modelle aktarabileceğini söylediğimde, öğrencinin o modelleri öğrenmesi için aslında öncelikle benim dersimi bitirmesi gerektiğini bilirim. Okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken o kadar çok kitap ve yapıt var ki, dersin bir ucuna bunları ekleyiveririm. Sanatta takıntının iyi bir alışkanlık olduğuna, dört yıl boyunca bir dergi, gazete, sanatçı veya olayı incelerlerse, sonuçta söz sahibi olacakları bir konu edinebileceklerine onları ikna etmeye çalışırım. Dört duvar arasında kendi kendimize geliştirdiğimiz bilginin hiçbir şey olmadığını, sanatın, kapının ardında, karanlık sokaklarda veya fildişi kulelerde hiç tanımadığımız kişilerin kafalarında dolandı'ğını her fırsatta hatırlatırım. Eli biraz kalem tutanların yazabilecekleri ne çok konu olduğunu ispat etmek için, görünü$te basit ilişkileri aynı basitlikte birbirine bağlayıp örneklendirir ve bir adım geri çekilip birisinin benzer bir çözümlemeyi üstlenmesini sağlamaya çalışırım.
Sanat eğitiminde hangi nüanslara dikkat ettiğimi arka arkaya sıraladığımın farkındayım. Ama söylemeye çalıştığım ve şu an aklıma gelmeyip de ekleyemediğim kelimelerin benim için yeterince derin olduğunun da farkındayım. Kişinin bir işi niçin sevdiğini anlatabilmesi için kelimeleri cilalamaya ihtiyacı yok. Kişi, okumayı, anlatmayı ve bilgilendirmeyi seviyorsa kelimelerin ilk anlamları her zaman için yeterli olacaktır. Fakat unutulmamalı ki, hayata geçirilmemiş kelimelerin eğitimde karşılığı yoktur. 

 

Milliyet Sanat - Kasım 2004


Makale Detaylar
Gönderen: webmaster
Derecelendirme: 0000000000 0%
Yazar İletişim: leventcal@hotmail.com

Sadece üyeler yorum yazabilir. Üye olmak için tıklayın.

Ana sayfa | Makaleler

Aç

Haftanın Yazısı: Orhan Pamuk’un Beyaz Kale Romanında Ayna Oyunları

EN İYİ MAKALELERrss

Makaleler bölümündeki en iyi 5 içerik.
Eser Analiz Yöntemleri
Sanat olgusunun varlığını kavramanın en doğru yolu, sanat eserini çözümlemekte yatmaktadır. Bu konuya karşı XX.yüzyıl başlarında ilgi uyanmaya başlamış ve 1915 yılında Heinrich Wölfflin ve sonrasında Erwin Panofsky ...
Türk Resminde Kurtuluş Savaşı Teması
Sanatın toplumsal yapılara, bağlı gelişmesiyle, sanatçının yaratımını politik, ekonomik, kültürel şartlara uyumlu bir tavırla gerçekleştirmesi özdeştir. Bu arada tarihî sürecin hiçbir döneminde varlığı inkâr edileme...
Sokrates ve Felsefesi
M.Ö. 469-399 yılları arasında yaşamış olan ünlü Yunanlı düşünür. Platon’un hocası olan Sokrates, yazılı hiçbir şey bırakmamış, tüm zamanını özellikle gençlerle felsefe tartışarak geçirmiştir. Görüşleri, tartışmaları...
Altın Oran
“Altın oran kavramı ve bu kavramın gizemi nedir?” diye düşündüğünüz olmuştur. Belki de bu kavramı ilk defa duymuşsunuzdur. Peki, nedir altın oran, nereden çıkmıştır, pratik hayatta kullanımı var mıdır? Doğada rastla...
Modernizm ve Sanat Akımlarından Notlar
1750’lerden 1890’lara kadar süren ilk sanayi devrimi ardından, 2. Sanayi Devri 1896’larda başlayıp 1928’e kadar sürmüştür. Dünya devletleri, bu olayların ardından hızla ilerleme kaydetmiştir....

SON 5 MAKALErss

Orhan Pamuk’un Beyaz Kale Romanında Ayna Oyunları
Genelde ayna varlıkların görüntüsünü yansıtan ya da süs olarak kullanılan eşyalardan biri olarak düşünülür. Aynanın en önemli fonksiyonlardan biri; kişinin kimliğini bulmasını ve duygusal kişiliğini yaratmasını sağl...
Sanat, Sanatçı, Sanat Eseri ve Ahlak
Günümüzde üzerinde en çok konuşulan mevzulardan birisi de sanat veya sanatçı konusudur. Düzeysiz ve niteliksiz birçok insana "sanatçı" ve bunların ortaya koydukları şeylere de "sanat" denildiği g...
Birey ve Toplum İçin Sanat Eğitiminin Gerekliliği
Bu araştırmada birey ve toplum için genel eğitim bütünlüğü içerisinde sanat eğitiminin neden gerekli olduğunu vurgulanmak amaçlanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, genel tarama modeli çerçevesinde literatür ta...
Dijital Sanat
Elektronik ortamda üretilen sanat olarak kısaca tanımlanabilen dijital sanat, çağdaş bilgiyi, bakışı ve bilinci, teknolojiye ilişkin kuramlar ve kavramlarla değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Birden fazla sanatsal b...
Bir Sanatsal İfade Aracı Olarak Dijital Oyunlar
Kasım 2012’de New York Modern Sanatlar Müzesi’nin resmi sitesinde dijital oyunlardan oluşan bir koleksiyonunu müzede sergileneceği duyuruldu. Sanat eleştirmeni Jonathan Jones duyuruya katılımcı doğaları gereği oyunl...

Navigasyon

Galeri
Üye/Ziyater
  • . Aktif üye sayısı (0)
  • . Aktif ziyaretçiler (27)
  • . Kayıtlı üye sayısı (1136)
  • . Yeni Üyelik
Açılış sayfası yap Sayfa basina git